<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881</id><updated>2011-07-30T08:28:58.384-07:00</updated><category term='Sinema-Film'/><category term='Muzik-den'/><category term='Roportaj-lar'/><category term='Kitap-lar'/><category term='Arastirma-lar'/><category term='Biyografi-ler'/><title type='text'>Netolite</title><subtitle type='html'>Geri Dondu</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-5605264212952360785</id><published>2010-09-15T12:37:00.000-07:00</published><updated>2010-09-15T12:37:46.381-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arastirma-lar'/><title type='text'>Gunesin Bin Yillik Kayip Evlatlari</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TJEfVjxtyyI/AAAAAAAAAC8/x5vdcFpWcIk/s1600/ezidi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TJEfVjxtyyI/AAAAAAAAAC8/x5vdcFpWcIk/s320/ezidi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Êzidi inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur. Êzidi dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Êzidilerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Êzidi dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. Ama Ezidiliği onlardan ayıran meleklerin anlamlandırılışıdır; adları ve işlevleri farklıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Ey Tanrım, Şeşims (*) ve Şeyh Adi,&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Ey Tawusi Melek&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Sultan Êzid’in devrine inancım vardır&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Başım Êzidi dininin rehini olsun&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Koyunu ve ağılıyım Êzid’in&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme**&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Êzidiler ilk kez hangi coğrafyada güneşe dönüp de bu duayı okudular? Kimdir Êzidiler? Êzid’in anlamı nedir? Müslümanlıktan mı kopup geldiler, yoksa Zerdüştilikten mi? Peki ya “Yezidiler”?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Kürtçe’de Tanrı/Allah “Xuda” diye adlandırılır. xuda/xweda/xwedê “kendinde yaratan, kendinden var eden, kendini verendir”. “Êzidi” sözcüğünün nasıl ortaya çıktığı ve dilde kullanıma girdiği üzerine çeşitli iddialar vardır: Örneğin bunlardan birinde, Emevi Hanedanı Muaviye’nin oğlu Yezid bin Muaviye’nin Êzidilerle olan ilişkisi gösterilir; bir başkasında ise Zerdüşt’ün İran’da kurduğu Yezd kenti ve Êzidiliğin ilk bu kentte yayılmış olmasıdır. Êzidi topluluğu kendini “Êzdai, Êzidi, Êzda” diye adlandırır. Êzda, “yaratılan, var edilen” anlamına gelir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;. Bu adlandırmanın temelinde Êzidi inancının yaradılış mitosu yatar. Êzidi adıyla bu topluluk, kökenini “ilk yaratılmış olan”a dayandırmaktadır. Yezidi adı, Êzidi olmayanlarca Êzidiler için kullanılır ki, Halife Yezid’le ilgili negatif çağrışımlarla dolu bir adlandırmadır. Êzidiler kendilerinin Yezidi olarak adlandırılmasını ise bir hakaret olarak algılarlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Kürtçe konuşan ama gerek gelenek, gerek inanç sistemi olarak Müslüman Kürtlerden ayrılan Êzidi Kürtlerinin inanç sisteminin dayanakları dünyanın yaradılışı sıralamasında “insanların”, “meleklerin”, “yarı insan/meleklerin” dünyadaki öncelikleri üzerine kurulmuştur. inancı taşımaz olarak Êzidilik doğadaki çok sayıda varlığı, Allah’ ve Allah’ın yardımcısı, meleklerin başı Tawusi Melek’i kutsallaştıran bir dindir. Êzidilerin Tanrı değerlendirilmelerinin bir sebebi meleklerin farklı adlandırılmış ve kutsallaştırılmış olmasıdır. Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Êzidi inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur. Êzidi dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler (Şeyh Hasan, Şeyh Ebubekir, Şeyh Şemsettin, Şeyh Fahrettin, Melek Sıcaddin, Amadin ve Nasreddin) cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Êzidilerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Êzidi dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. Ama Ezidiliği onlardan ayıran meleklerin anlamlandırılışıdır; adları ve işlevleri farklıdır. Êzidi inancına göre, Tawusi Melek Tanrı tarafından affedilendir ve meleklerin başı seçilmiştir. Tanrı bir ve iyidir. O yeryüzündeki her hareketin ve duygunun sahibidir. Yeryüzünde var olan hiçbir şey Tanrı’dan habersiz ve izinsiz değildir. Ve dünya şekillenirken, Tawusi Melek, Tanrı’nın en sadık yardımcısıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;12. yüzyılda Şeyh Adi bin&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Musafîr ve öğrencileri tarafından&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Hakkari dağlarında şekillenen ve Sincan’a&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;(Irak/Musul) kadar taşınan bu öğretiye&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Hıristiyanlık’tan, Zerdüştilikten ve özellikle&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;heterodoks İslamdan kimi öğeler eklemlenmiştir&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;İsa’ya gösterilen saygıdan ve Laleş’te bulunan&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;çok eski bir kilise harabesinden dolayı&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Hıristiyanlıktan etkilendiği iddia edilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;img alt="yezidilik6" class="alignleft size-full wp-image-165" height="313" src="http://www.xweza.org/wp-content/uploads/yezidilik6.jpg" title="yezidilik6" width="450" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Ayrıca her Êzidi beş yaşına basmadan, Laleş’te bulunan kutsal suyla bir nevi vaftiz olmalıdır. Zerdüştilikle güneş, ateşin kutsanması, kötülük meleğine bir önem atfedilmesi gibi benzerlikleri vardır. Ama sonuç olarak şu bir gerçek ki bugün Êzidilik ve Zerdüştilik arasında bir bağ kalmamıştır. En açık örneğiyle Zerdüştüiğin ana kaynağım oluşturan iki tanrının hüküm savaşı Êzidi mitolojisinde ve dini kaynaklarında yoktur. Öte yandan, Şeyh Adi’nin Emevi hanedanlığına mensup olması dolayısıyla, Êzidiliğin Müslümanlıktan kopma bir din olduğu öne sürülür. Şeyh Adi’nin ilkin Adavi tarikatını kurduğunu ve bu tarikatın Şeyh Hasan’a kadar Müslüman bir tarikat olduğu yaygın bir söylemdir. Adaviler olarak bilinen tarikat, Şeyh Hasan zamanında Êzidi olarak anılmaya başlamıştır. Ayrıca bazı ibadetler şekil olarak da benzer: hac, oruç, namaz, sünnet, kurban.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Yine de, her koşulda Êzidi cemaati bu din sistemleriyle olan tüm etkileşimleri Emir, Şeyh, Pir, Kawal, Fakir, Köçek ve Mürit’ten oluşan kast sistemi içinde eritmiştir. Kast sistemi dini iş bölümüne dayanır:&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Emirler; cemaatin dünyevi işlerinden sorumludur ve Şeyh Adi’nin ölümü sonrası yetkilerini bıraktığı aile içinden seçilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Şeyhler; dini törenlerden ve işleyişten sorumludur. Şeyler, Şeyh Adi’nin akraba ve öğrencilerinin soyundan gelenlerdir. Şeyhlik çoğunlukla Arap kökenli aşiretlerde yaygındır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Pirler ;şeyhlere yardımcıdır ve dini törenlerin düzeninden sorumludur. Şeyh Adi’nin yanına gelen Kürt müritlerinin oluşturduğu aşiretlerden seçilirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Kawallar; her yıl düzenli olarak tawus biçimindeki bir büstü cemaat içinde gezdirirler. Büst her gece bir başka köyde bırakılır; tüm Ezidiler tarafından, bir nevi, tavaf edilir ve büstün yanında bulunan kaseye yıllık zekat bırakılır. Güvenlik sorunlarından dolayı yaklaşık elli yıldır Kawallar Türkiye’yi ziyaret etmiyorlar. Önceleri saf altından yapılmış Tavvus heykelleri gezdirilirken şimdi, güvenlik sebebiyle, tunçtan ya da bakırdan yapılmış bir kopyaları gezdiriliyor. Tawus büstlerinin bulunduğu ana merkez Laleş’tir. Yedi Tawus büstü vardır ve bunlar birbirinden ayrı yedi coğrafyaya dağılır: Irak ve İran bölgeleri arası, Sincan/Laleş, Halep,Teb ,DİYARBAKIR  Rusya(Moskova, Ermenistan, Gürcistan) ve Hakkari.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Köçekler; Ezidi cemaati içinde çok önemli bir yere sahiptir: Müritler için rüyaya yatarlar. Ezidi cemaatince uygulanan bazı yasaklar Köçeklerin gördükleri rüyalar üzerine hayata geçirilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Müritler; günde üç kez ibadet ederler:&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Sabah, öğle ve akşam. Sabah ve akşam duaları farzdır, ama öğle duası müritler için farz değildir. Her duadan sonra kişi “Xudan”ı için de dua okur. Eğer sabah duası sırasında güneş herhangi bir şeyin gölgesini oluşturacak kadar yükselmişse dua kazaya girer ve bir de kaza duası okunur. Toplu ibadet edilen tek mekan hac mekanıdır. Her yıl ekim ayının ilk haftası yapılan hac törenleri “kutsal toprak” Laleş’te yapılır. Aralık aymın son cuma günü Şeyh Adi Bayramı, Nisan ayında Kırmızı Çarşamba(çarşem a sor) Bayramı ve eylül ayında Cemaat Bayramı kutlanır. Êzidiler, belki de, yaşarken arzu ettikleri gibi ifade edemedikleri inançlarını bir Êzidinin  ölümü vesilesiyle gösterirler:&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Cenaze defnedilmeden önce tüm cemaat tabutu havaya&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;kaldırıp indirirken üç kez “Hola hola hola,&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;hola  Sultane Êzida Sora” diye bağırır. Zorunlu olmamakla birlikte,&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;her Êzidi bir Ahiret Kardeşi seçer. Ahiret kardeşleri arasında&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;sevaplar ve günahların ortak olduğuna inanılır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Ahiret kardeşi daha çok şeyhlerden veya kast üyesi başka birinden seçilir. Êzidiler için sünnet olmak farz değildir. Türkiye’deki Êzidiler bunu bir zorunluluk olarak yerine getiriyorsa da, Türkiye dışındaki Êzidiler bu geleneğe uymaz. Ne kız ne de erkek çocuklar bağlı oldukları şeyh, köye gelip de yüzlerine dokununcaya kadar saçlarını kesmezler. Hatta şeyhleri gelmediği için 17,18 yaşına kadar tıraş olmamış erkekleri vardır. Bu törene Bısk töreni denmekte.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Ruhani meclise ait olanlar her iki baharın başında başlayarak 40 gün oruç tutarlar. Marul, lahana, balık yemez mavi renkte giyinmezler. Aşın dindar Êzidilerden tavuk ve horoz yemeyenler de vardır. Ateş mümkünse hiç söndürülmez. Siyah yılan asla öldürülmez. Viranşehir’de bazı “yılanlı türbeler” vardır ki, insanlar bu türbelere gidip yılanların gelmesini bekler. Yılanın kişinin üzerinden geçmesiyle ettiği duanın kabul olunacağına inanılır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;İlk ortaya çıktıkları zamandan itibaren, neredeyse tüm Ortadoğu’da yoğun baskılara maruz kalmalarından dolayı Êzidiler’de yazılı edebiyat gelişmemiş ve birçok dini kural sözlü olarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Her yıl düzenli olarak, şeyhler başta olmak üzere tüm dindarların, belirledikleri özel sınırlar içindeki müritleri ziyaret etmeleriyle gerekli dini bilgiler verilir, çocuklara ve gençlere dualar öğretilir, günahlar ve sevaplar anlatılır, dargınlar barıştırılır, diğer bölgelerdeki Êzidi cemaatlerinden ve onların yaşamlarından bahsedilir ve böylelikle birbirlerini hiç görmemiş Êzidi grupları arasında bir bağ kurulur. Son yüz yıl içinde ülkeler arasındaki sınır güvenliği sebebiyle Êzidi dervişleri Ortadoğu’daki birçok ülkede müritlerini ziyaret etmekte zorlanmakta. Bu sorun, başta Türkiye’deki Êzidi cemaati olmak üzere diğer ülkelerdeki Êzidiler’in de dini bilgilerinde ve geleneklerinde kopukluklar oluşmasına yol açmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Êzidilerce kutsal sayılan iki kitap vardır: Kitab-ı Cilwe ve Mushaf-e Reş (Kara Kitap). Başta Êzidi dininin kurucusu/şekillendiricisi Şeyh Adi bin Musafir olmak üzere, 366 kast üyesinin türbelerinin bulunduğu ve her yıl ekim ayında binlerce Êzidinin gidip hacı olduğu Laleş’e Türkmen ve Kürt aşiretlerince yapılan saldırılar sonrasında Laleş’te bulunan türbelerdeki Êzidi şeyhlerince yazılmış tüm yazılı kaynaklarla birlikte Kitab-ı Cilwe ve Mushaf-a Reş’in tüm kopyaları yakılmıştır. Ezidi cemaati, Avrupa’da ve Türkiye’de yayımlanan kitaplardaki Mushaf-e Reş ve Kitab-ı Cilwe’ye ait olduğu söylenen bölümlerin doğruluğunu reddeder ve kesinlikle yeni yazılanMushaf-a Reş’lerdeki dini kurallara ve yasaklamalara göre hareket etmezler.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;(*) Şeyh Şemsettin’in Êzidilerce söylenişi&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;*Sabah duasının ilk bölümü&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;b style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Ezidilik Nedir &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;En güzel elbiselerini giyerek, tertemiz yüzleriyle ayakta durup, sağ  ellerini sol ellerinin üzerine koyarak ve yüzlerini daima güneş dönüp  dua ederler. Güneşin doğuşunda doğuya, batışında batıya, geceleyin de  yine doğuya dönerek en güzel duaları okurlar. Dualarına, ‘Ya Xuda,  Şêşims, Şêx Adî, Ya Tawûsê Melek’ diye kutsal varlıkların adını anarak  başlarlar. Hac için Laleş’te yapılan törenlerinin dışında toplu olarak  ibadet ve dua okudukları mekanları yoktur. Herkes neredeyse, nerede  buluyorsa, orada yüzünü güneşe dönerek en güzel kelimelerle dua eder.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;İnançlarına göre ilk insan olarak Adem yaratıldı ve Adem’e eş olarak da Havva. Tanrı, Melek Tawûs’tan Adem’e secde etmesini ister.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;Fakat, Melek Tawûs, ‘O topraktan, bense ateşten yaratıldım. Ben sadece  beni yaratana secde ederim’ diyerek, Tanrı’nın buyruğunu yerine  getirmez. Semavi dinler; Tanrı’nın emrine rağmen Adem’e secde etmeyen ve  bu nedenle cennetten kovulup ‘kötülüğün timsali’ olarak görülen ‘asi  melek’i de kapsayan yaratılış hikayesini bu noktada keserler. Fakat  Êzidî inancı ve Êzidîler, Melek Tawûs’un hikayesini devam ettirerek;  O’nun insana secde etmeyecek denli Tanrıya bağlı olduğuna; bu nedenle,  cennetten kovulmasına rağmen O’na biattan vazgeçmediği için  affedildiğine inanırlar. Êzidî inancına göre Tanrı tarafından affedilen Melek Tawûs meleklerin başıdır. Êzidîler,  hiçbir zaman Melek Tawûs’u Tanrıya şirk koşmazlar. İnanca göre Tanrı  dünyanın yaratıcısıdır, ama sürdürücüsü değildir. Bu görevi Melek  Tawûs’a vermiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-5605264212952360785?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/5605264212952360785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/gunesin-bin-yillik-kayip-evlatlari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/5605264212952360785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/5605264212952360785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/gunesin-bin-yillik-kayip-evlatlari.html' title='Gunesin Bin Yillik Kayip Evlatlari'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TJEfVjxtyyI/AAAAAAAAAC8/x5vdcFpWcIk/s72-c/ezidi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-3515731055710819018</id><published>2010-09-14T12:06:00.000-07:00</published><updated>2010-09-14T12:14:10.167-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema-Film'/><title type='text'>Yorgan .</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_Id-Pp31I/AAAAAAAAAC0/pFVSiTz3yD0/s1600/yorgan1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 199px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_Id-Pp31I/AAAAAAAAAC0/pFVSiTz3yD0/s320/yorgan1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516848485802565458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;KÜNYE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yapımcı    : Vural Turunç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yönetmen   :Caner Yalçın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Senaryo    :Caner Yalçın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;G.Yönetmeni:Feza Çaldıran&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kurgu      :Eytan İpeker&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;OYUNCULAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Esme Madra&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hikmet Karagöz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ayşegül Devrim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Serkan Keskin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sarp Aydınoğlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Gedik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;ÖZET&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Yıl 1980, 12 Eylül'ü takip eden  günler.Şükran, yakında evlenecek yeğeni için bir yorgan siparişi verir.  Düğün hediyesi olacak yorganın üzerine gelin ve damadın isimlerinin baş  harfleri işlenecektir. Dönemin gergin ortamında yorgan, bazı trajik  olayların başlangıcı olur.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;DEĞERLENDİRME&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Son yılların en sansasyonel,tartışmalı filmlerinden biri daha..Yorgan.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Teknik açıdan doyuruculuğu ile  izleyenlerden takdir görse de,12 Eylül dönemini ele alması ve bu dönemi  ele alırken sergilecediği duruş büyük tartışmalara neden  oldu.Popülistlikle ve duygu sömürüsü yapmakla suçlandı.Propaganda  yaparak sinemanın özünü bozduğu söylendi.Kimisi de,simgeleri az  kullanarak konuyu muallak bir çerçevede bıraktığı şeklinde eleştirilerde  bulundu.Bu tartışmalarla beraber,çeşitli festivallerden aldığı ödüller  ve gösterimler cabası oldu.Özetle,Yorgan son dönemin en ses getiren kısa  filmlerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;img src="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_yorgan1.jpg" id="il_fi" height="200" width="300" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Filme genel olarak  baktığımızda,görüntü ve ışık kalitesi dikkat çekiyor.Çekim için  -sanırım- 16 mm kullanılmış.İyi bir ekip çalışması ortaya konulduğu  bariz.Çerçeveleme ve kurgu gayet doyurucu.(Kastta da kalabalık bir ekip  olduğu görülüyor.En azından yönetmen amatör yapımlardaki gibi her göreve  kendi adını yazıp dakikalarca geçirmemiş) Yani ne yaptığının bilincinde  bir çalışma olmuş.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Yorgan filmi hakkında eleştirilerin  yoğunlaştığı nokta senaryo.Filmin senaryosunun12 Eylül gibi toplumun  hassas olduğu bir dönemi ele alması,yönetmene popülizm ve duygu sömürüsü  gibi suçlamalar yapılmasına neden oldu.Bir diğer eleştiri ise ana  fikire güvenip (DH espisi) senaryoya gereken önemin verilmediği  yolunda..&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Filmin 12 Eylül dönemini ele  alması,giderek apolitikleşen Türk gençliği için artı bir değer  sayılabilir bence.12 Eylül dönemi bütün Türkiye için gayet  sancılıydı.Siyasi oluşumların içinde yer alsın-almasın,toplumun bütün  kesimleri büyük acılar yaşadı.Aradan 25 yıl geçtikten sonra,sanki hiçbir  şey olmamış gibi davranmak ne kadar doğrudur? Ya da bu konuları ele  almayı popülizm olarak yaftalayıp,konuşmaktan,tekrar süzgeçten  geçirmek,tartışmaktan kaçmak doğru mudur? Evet,bir dönemde bir şeyler  oldu.Ve bu tartışılmalı.Sanat topluma ve toplumsal olaylara kayıtsız  kalamaz.Sinema da ses ve görüntünün birleştiği biricik sanat dalı olarak  bu konulara kendi açısından yaklaşmalı ele almalı.Şizofren genç  hikayelerinden sıkılmadınız mı artık? Caner Yalçın,bizlere farklı bir  hikaye anlatıyor.Bu yönüyle Yorgan,kısa film alanına bir artı olarak  yazılabilir.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Ancak,ana temaya güvenerek senaryoya  gereken özenin verilmediği konusuna bende katılıyorum.DH güzel bir kara  mizah unsuru olmuş fakat Şükran gelinle damatın isimlerini yorgancıya  söylemiyor,fakat ne hikmetse yorgancı baş harfleri biliyorYorgancının  yanında çalışan kızın dilsiz olması meselesi biraz muallakta  kalmış.Sorgu sahnesinden önce bunun farkına varmıyoruz ve bunu sorguda  farketmemiz biraz anlamsız kalıyor.Sinemada,hele ki kısa filmde,hiç bir  karakter,diyalog ya da sahne anlamsız olmamalı.Bir diyalog ya da sahne  yazıyorsan,çekiyorsan kesinlikle anlamını bilmek zorundasın.Dale  Carnegie ''Yazacağım her şey bittiğinde değil,içinden çıkaracağım her  şey bittiğinde bir kitap tamam olmuştur'' diyor.Bir yönetmen ve filmi  içinde bu geçerlidir.Eğer o kız dilsizse ve buna bir anlam yüklenmişse  bunu bize farkettirmesi lazımdı.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Bir diğer eleştirim ise müzikle  ilgili.Film hareketli bir müzikle başlıyor.Şükran'ı oynayan kadın oyuncu  da,düğün telaşesini belli etmeye çalışan şen şakrak bir hava var.Belli  ki,yönetmen neşeli bir başlangıç yapıp seyiriciyi ters köşeye yatırmak  istemiş.Ama birden müzik kesiliyor ve ortalığı bir kasvet  kaplıyor.Normal işine gücüne bakan yorgancı ve yardımcısına bile  yansıyor bu kasvet.Otosansür uygulanan işkence sahnelerinde ise birden  gümbür gümbür bir müzik başlıyor.Kullanılan müzik,filmin 12 Eylül'e olan  tarafsız duruşunu bir anda bozuyor.Anti-militarist,sert bir duruşa  geçiriyor.Kara mizahtan çıkarıp,çok daha radikal bir film haline  getiriyor.Yakın tarihimizdeki önemli bir noktaya parmak basan filme  gösterilen tepkinin oluşmasına neden olan başlıca öğelerden biri de son  kısımdaki müzik bence.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Oyuncular arasında ise en beğendiğim  yorgancının yardımcısını oynayan dilsiz kız.Sanki kamera orada değilmiş  gibi oynuyor ve çok doğal.Şükranda ise sanırım yönetmenin tercihi ile  biraz yapmacık bir heyecan ve sevimlilik var.Yorgancı amca ise  sevimli,tonton bir amcamız.Rolüne de çok yakışmış.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Özetle,Yorgan kara mizah ile dram  arasında kalmış,siyasi duruşu olan bir kısa film.Teknik açıdan gayet  başarılı ve gayet tartışmalı bir senaryoya sahip.Herşeye rağmen  apolitik,hadi eller havaya modunda ya da amerikan özentisi korku  klişeleriyle dolu kısa filmlerden bıkmış olan kısa film severler için  yeni bir tad.Siyasi konuları ele yapımlara öcü gibi bakmaya gerek  yok.Farklı siyasal görüşteki yönetmenler,aynı konuyu,farklı bakış  açılarıyla ele alırsa konuyu her yönüyle inceleriz,tekrar  düşünür,dersler alırız.Eğer ki;biz bunu yapmazsak,hatalarımızdan ders  almazsak,ne yazık ki tarih tekerrürden ibaret olacaktır.İyi seyirler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/tzLr56l79E4?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/tzLr56l79E4?fs=1&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-3515731055710819018?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/3515731055710819018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/yorgan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/3515731055710819018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/3515731055710819018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/yorgan.html' title='Yorgan .'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_Id-Pp31I/AAAAAAAAAC0/pFVSiTz3yD0/s72-c/yorgan1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-6278552091055386485</id><published>2010-09-14T11:54:00.000-07:00</published><updated>2010-09-14T12:01:21.687-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografi-ler'/><title type='text'>Omrumuzun Yilmaz Guneyi Ve 12 Eylul Sabahi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_FbeTki2I/AAAAAAAAACs/3G-ZH8vFRbc/s1600/yilmaz.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_FbeTki2I/AAAAAAAAACs/3G-ZH8vFRbc/s320/yilmaz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516845144334437218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Muhittin adında bir yatılı okul  arkadaşımla sinemanın önünden geçmiştik. Dışarıda boy boy afişler  asılıydı. Muhittin’le ben sekiz dokuz yaşlarında iki çocuktuk. Hiç  düşünmeden içeri girdik. Önümüze çıkan merdiveni takip ettik. Geldiğimiz  yer locaydı. Perdede bir adam rastgele ateş ediyordu. Mermilerden  sakınmak için yere çömeldik. Ama hep perdenin içindeki tuhaf adamlara  isabet ediyordu kurşunlar. Tam işin püf noktasını çözmeye başlamıştı ki,  bir adam el feneri ile başımızda belirdi. Kulağımızdan tuttuğu gibi  dışarı attı bizi. Çünkü iki acemi beleşciydik, bilet almamıştık, dahası  paramız yoktu ve locada ikimiz dışında kimse bulunmuyordu. Sağa sola  ateş eden bu adamın İrfan Atasoy olduğunu çok sonraları öğrenecektim.  Bir dahaki sinema macerama tedbirli başladım. Paramı cebime koydum,  gittim biletimi aldım, turnikeden geçip karanlıkta seçebildiğim bir  koltuğa oturdum. Bu sefer perdede bir adam espriler yapıyor, ardından  düşmanına aman vermiyordu. Bu yerli vesternin güzel bakan ve güzel gülen  adamı Yılmaz Güney’di. Tesadüf ki, hem Güney hem de Atasoy Adana’dan  tanışıyorlardı, arkadaşlardı. Üstelik Atasoy, ilk kez Yılmaz Güney’in  İnce Cumali filmiyle sinema serüvenine başlamıştı. &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;1984′ün sıkıcı, boğucu Eylül’ün  ortalarına doğru, her zaman yaptığım gibi gazete almaya gitmiş, dönüşte  de yine her zaman yaptığım gibi, gazeteyi açarak yolda okumaya  başlamıştım. İşin doğrusu, Yılmaz Güney cuntacılar tarafından  belleğimizden silinmişti. Gazeteyi karıştırırken, içerideki bir sayfada  minnacık bir haber gözüme ilişti. Sinema oyuncusu Yılmaz Güney, firarda  yaşadığı Paris’te yakalandığı mide kanserinden kurtulamayarak öldü diye  yazıyordu. Türkiye sinemasının gelmiş geçmiş en büyük isminin ölüm  haberi bile ürkütüyordu cuntacıları. Çok iyi hatılıyorum, haberde resim  dahi kullanılmamıştı. Doğruydu, Yılmaz Güney, 9 Eylül 1984′te aramızdan  ayrılmıştı. Bu yazı, aramızdan yirmi altı yıl önce ayrılan Güney’in  sinemasını anlatmayacak. O başka bir yazının konusu olsun.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Hayatı sürgünlerle, hapislerle,  sinemayla, edebiyatla ve aşkla geçen bu büyük insan geride unutulmayacak  bir öykü bıraktı. Umut, Sürü, Arkadaş, Ağıt gibi şaheserler kazandırdı.  Yol filmi ile cuntanın hakim olduğu kurşuni rengi beyazperdeye taşıdı,  Altın Palmiye ödülünü kazandı. Son filmi Duvar ile bu ülkede yapılmayanı  sürgünde yaparak, faşist cuntanın cezaevi gerçeğini suratımıza çarptı.  Birçok roman yazdı, 1971′de yayınlanan Boynu Bükük Öldüler ile bir yıl  sonra Orhan Kemal Roman ödülünü kazandı.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Urfa’dan Adana’ya göç eden çok fakir bir  ailenin çocuğu olarak, sınıfını taa baştan belirledi. Sosyalizmi  kuramsal olarak bilmediği bir zamanda, henüz on dokuz yaşındayken  yazdığı ‘Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Denklemleri’ öyküsü Yeni Ufuklar  dergisinde yayınlandığında, sürgün cezası ile ödüllendirilecekti. Güçlü  gözlem ve sezgileri ile yerinin neresi olduğunu anlamıştı. Sosyalizm  mücadelesinin peşinden tereddüt etmeden gitti. Kürt olduğunun hem altını  çizdi, hem de yaptığı filmlerle sinemaya taşıdı. Sistemin zulmünden hiç  korkmadı. Sıkıyönetimin olduğu bir İstanbul gecesinde (22 Mayıs 1971),  kendisini arayan ve yardım isteyen yoldaşları Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı  ve Cihan Alptekin’i yolların askerlerce işgal edildiği, onlarca arama  noktasının bulunduğu bir güzergahtan gidip aldı, evine götürüp sakladı.  Cevahir’e özel bir sevgisi vardı Güney’in. Onun öldürüldüğünü duyduğunda  çok büyük bir acı hissedecekti. Bu yardımının karşılığında da iki yıl  hapis cezası alacaktı. Sürgünde yaşadığı Paris’te devrimcilerin yaptığı  dayanışma gecelerine katıldı. Bunların birinde yaptığı konuşmada,  ‘Arkadaşlar, dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor. Biz,  bütün ömrümüzü gurbette geçirip, gurbet türküleri söylemek istemiyoruz.  Biz, yiğitlikleriyle destanlar yazmış bir halkız ve önümüzde duran bütün  güçlükleri yenecek azme, kararlılığa ve koşullara sahibiz. Türk, Acem  ve Arap devrimci demokratları, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin  hakkının en candan savunucuları olarak, bu kavganın bir parçasıdırlar ve  ortak düşmana karşı savaşmaktadırlar. Ezilen sınıfların sınıf  kardeşliği, en güçlü silahlarımızdan biridir. Dost ve düşman herkes  bilsin ki, kazanacağız, mutlaka kazanacağız. Bir köle olarak  yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir’ diyecek  kadar devrime, halkların kardeşliğine inanmış bir insandı.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_804XgBPCqJ0/STfL3YJyrCI/AAAAAAAAB0A/ZGU-9_AqQb4/s1600-h/guneyyilmazty0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 252px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_804XgBPCqJ0/STfL3YJyrCI/AAAAAAAAB0A/ZGU-9_AqQb4/s400/guneyyilmazty0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275909640724589602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Yılmaz Güney, yaptığının hakkını vermek  için tüm imkanları kullanmaktan kaçınmamış bir sinema emekçisidir.  Cezaevindeyken çekmeyi düşündüğü Sürü filminin çekimlerinden önce, Zeki  Ökten’i Siirt’e gönderip, celeplerle görüşmesini istemiş, canlı hayvan  fiyatlarının nasıl belirendiğini bu yolla öğrenmiştir. Gittiği her yere  insanlığını götürmüştür. Yattığı bütün cezaevlerinde, mahkumlara ahlak  ve erdemi öğretmeye çabalamıştır. Onlar arasında dayanışmayı  sağlamıştır. Kumarı yasaklamış, komün şeklinde bölüşmeyi sağlamıştır.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Sinema hayatını, ne yapmak istediğini  önceden kurgulamıştır. Ucuz avangard filmlerle seyirciye ulaşmayı  hedeflemiş, bunu sağladıktan sonra da kazandıklarıyla inandığı sinemayı  yapmıştır. Umut filminin galasında, dağıtımcıların salonu terkettiğini  gördüğünde, başına gelecekleri anlamış ama devrimci sinemadan  vazgeçmemiştir. İtalyan Toplumsal Gerçekçi sinema akımından etkilenmiş,  kamerayı toplumsal gerçeğin üzerine çevirmiştir. Arkadaş’ta sınıf  çelişkisinin ne kadar derin olduğunu anlatmış, eskiyi öldürüp yeniye  yüzünü dönmüştür. Sürü’de feodalitenin çözülüşünü bütün gerçekliği ile  sinemalaştırmıştır. Çocukluğunun geçtiği evi mekan olarak kullandığı  Umut ise hiç kuşkusuz en büyük şaheseridir. Türkiye sinemasına birçok  yönetmen kazandırmıştır. Yakışıklı erkeklerin, güzel kızların oynadığı  ve masal dünyasında geçen, toplumu uyutan filmlerine karşı o Almanya’ya  işçi olmak için gitmeye çalışan, diş muayenesinde çürüğü olduğu için  gidemeyen, bunun yerine bir cinayeti üstlenmek zorunda kalan Baba’yı  çekmiştir. Tarık Akan gibi salon filmlerinde oynayan bir aktörü, hakiki  bir oyuncuya dönüştürmüştür. Tuncel Kurtiz’i ete kemiğe büründürtmüştür.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Yılmaz Güney bir aşk adamıydı. Halkına,  toprağına, dağlarına aşıktı. Aşık olduğu kadınlar da oldu. İlkin Nebahat  Çehre’yi sevdi. İkili büyük gelgitler yaşadı. O aşkta bazen  çocuklaştılar, bazen isyankarlaştılar. Ortayı bulamadılar hiçbir zaman.  Sonra bir burjuva kızına vuruldu. Fatoş Güney’di bu kadın. Çekti aldı  onu dahil olduğu sınıfın içinden. Yılmaz onunla duruldu, Fatoş onunla  evrildi. Bir aşkın olabilecek bütün sınanmışlıklarını yaşadılar. Ölüm  koparabildi Yılmaz’ı Fatoş’tan. Belki de yeryüzünün en güzel bakan iki  insanından biriydi, diğeri Montgomery Clift. Türkan Şoray, en büyük  acısının Yılmaz ile bir film çekememiş olmasına yorar. O kadar güzel  bakıyordu ki, sanırım ona aşık olurdum der.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;İlk oynadığı film Lütfü Akad’ın  yönettiği ‘Bu Vatanın Çocukları’dır. O yaşadığı toprağın çocuklarına  inanıyor ve güveniyordu. Onu büyük yapan sanatçı kişiliği yanında,  halkına dönük duruşudur. Ülkesinde vatandaşlıktan çıkarılan Güney için,  Fransa hükümeti hastalığına verdiği önemden dolayı, özel bir ambulans  uçağını hazır bekletmiştir. Yılmaz Güney’i lümpen, kadın ve çocuk döven  diye lanse eden burjuvanın tetikçileri bunu anlayabilecek derinlikten  yoksunlar. Onlar Recep İvedikleri, Vizonteleleri, Goraları, Hababam  Üçbuçukçuları varsın sinema şaheserleri olarak bilsinler.&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Siverek’ten Adana’ya ırgatlık yapmak  için göç eden bir ailenin çocuğuydu Güney. Sefalet içinde geçen  çocukluğunun hıncını içinde taşıdı hep. Ailesinin, çevresinin ve  kendisinin yaşadıklarından bir kesiti sinemalaştırmak istedi.  Senaryosunu yazdı, oyuncuları topladı, Çukurova’ya doğru yola koyuldu.  Bir-iki günlük çekimlerden sonra, Yumurtalık Olayı meydana geldi. Şerif  Gören’in tamamladığı film 1974 yapımı Endişe’ydi. Güney’in büyük bir  misyon yüklediği film bitip de, izlediğinde, üzülecekti. Güney  çekebilseydi Endişe’yi, iz bırakan önemli filmlerinden biri olacaktı.  Birçok filmi, tutsaklıktan dolayı kendisi çekemedi ama plan plan filmi  çekecek olan yönetmene dikte ettirdi. En büyük projesi, Kürt tarihi ile  ilgili bir film çekmekti, senaryoyu kafasında kurmuştu, Cezayir ve  Fas’ta mekan baktırmıştı, olmadı. Ömrü yetmedi. Ama unutulmadı da O.  Unutulmayacak da.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_804XgBPCqJ0/STfL2_g83cI/AAAAAAAABzg/2h-rK78Y1T4/s1600-h/a_y_guney_renkli.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 283px; height: 283px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_804XgBPCqJ0/STfL2_g83cI/AAAAAAAABzg/2h-rK78Y1T4/s400/a_y_guney_renkli.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275909634110840258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify; font-family: courier new;"&gt;Malum bugün referandum. Evinde oturanlar  için naçiz bir önerim var. Varsa ellerinde bir Yılmaz Güney filmini  oturup yeniden izlesinler. Onun yerine göz koymaya çalışan çakma  Yılmaz’lar ile gerçek Yılmaz arasındaki binlerce kilometrelik farkı  görsünler. Sahi bugün referandum var. Cunta ile hesaplaşma  iddiasındakilere sormak gerek, Yılmaz Güney adına müze mi yaptınız?  Kültür Bakanlığı olarak adına festival mi düzenlediniz?*&lt;/p&gt;&lt;h1 class="title"&gt;12 EYLÜL SABAHI!&lt;/h1&gt;                                                                                           &lt;p&gt;                      &lt;span class="day"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="month"&gt;&lt;/span&gt;Akşam firarda olacaktım; bu kesindi…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Vukuatım vardı,’’eve istenilen saatte dönmüyordum çünkü’’ suçlanıp kötek yemektense firar etmeyi yeğledim o gün, eve geç gitmek istiyordum!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Hayır, aslında eve gitmek istemiyordum!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ne köteği göze almış ne de kötek korkusunu atmıştım üzerimden!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böyle durumlarda babamın hışmından kurtulmak için babaannemin evine sığınıyordum…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Yapma, diyordu babam, ‘’kucak açıyorsun bu yaştaki çocuğa, bak sokağa alıştı velet!’’&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İyi bir sığınaktı babaannem, hani gücü yetse babaannemi yardım ve yataklıkla suçlayacaktı Babam!&lt;br /&gt;Güçlüydü, suçluyordu da!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Karanlık erken mi inmişti o gün? Öyle hatırlıyorum!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mahallemizin sakinleri evlerine erken çekiliyordu o günlerde, başına kuruluyordular pür dikkatle siyah beyaz televizyonlarının.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;O akşamı zor ettim! Her an, sanki evi basacaktı Babam…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;‘’Babaannemin arkasına geçecek, eteklerinden tutacak, bağırmasını, kızmasını ve sakinleşip öfkesinin geçmesini bekleyecektim babamın’’&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Amcam pencerenin kenarında kanepede, halam bulunduğumuz salona kapısı açılan yan odada, ben yer yatağında babaannemin bitişiğinde yataklarımıza çekilivermiştik…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Keyifsiz geçen bir gün, kasvetle yüklü bir akşam ve bir türlü geçmeyen bir gece.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Terk edilen âşıklar gibi, işini-eşini kaybeden çaresizler gibi bir sağa bir sola dönüp durdum o gece…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Gelse, o akşam kurtulacaktım babamdan; gelmedi! Ertesi güne sarkacaktı suçlanıp cezalandırılmam ’’bu daha da sıkıcı…’’&lt;br /&gt;Uyuyup uyanıp, Uyuyup uyanıp durdum yatakta!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Elma var… Elmaaaa vaarr!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Uzaklaşıp yakınlaşan motor sesleri!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;-Elmaaaaa ?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Megafon,&lt;/p&gt; &lt;p&gt;-Bu sabah’tan itibarennnn ?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;-Elmaaaaaa&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Doğrulmuşum yatağımda, babaannem de doğrulmuştu  benim gibi, yatakta oturuyorduk o an karşılıklı!&lt;br /&gt;Bize ‘’sus’’ işareti yaptı amcam, perdeyi aralayıp dışarıya bakınırken pencereden, halam kapının ortasına dikilmişti karanlıkta, olan bitenleri anlamaya çalışıyordu şaşkın bir vaziyette!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Elma mı satıyorlar sokakta? Diye seslendim salonda duran amcam, halam ve babaanneme!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;‘’seyyar sebze meyve satıcılarının gündüz çıkardığı bağırtılara benzetmiştim sokaktan gelen gürültüleri ’’&lt;br /&gt;‘’uzan’’ dedi, bana bakarak amcam, sonra ‘’uzanın’’ dedi salonda duran hepimize, kendisi de uzanarak tekrar yatağına?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kimseyi uyku tutmadı o gürültü den sonra!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gün ışıdı ardından, toparlandı herkes…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Kurtuldun, dedi amcam.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;-Gelemez buraya baban, sokağa çıkma yasağı var!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Pencereden dışarıya, sokağa baktım, sokağın öbür başındaki caddeye, ellerinde tüfekleri ile askerler vardı, askeri bir jeep geçti ardından yanlarından!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Başka pencerelerden de gözetliyordular sokağı ve caddenin başını…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Üç dört büyük asker,’’büyüktüler evet’’ büyük ve yaşlı! Bir uzun masanın arkasında oturmuş toplantı yapıyordular siyah beyaz televizyonda!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Amcam dikkatle karşısına geçmişti televizyonun ‘’bende yanına iliştim ‘’ halam kahvaltı sofrasını hazırlamakla meşguldü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Büyük askerlerin içinde ortada duran asık suratlı olanı; ‘’Yüce Türk Milletti; Büyük Atatürk`ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.’’ Diye tarihe geçecek acılı bir sürecin uzun söylevini okuyordu…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Darbe olmuş, dedi amcam&lt;/p&gt; &lt;p&gt;—Sevindim; babamın benle uğraşacak vakti olmayacaktı o gün…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kapıya sertçe vurdu birileri!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Babaannemin arkasına geçip eteklerine tutundum entarisinin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Korktuk, telaşlandık hepimiz…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Babaannem, amcam, halam niye korkmuştu?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Annemi hatırladım birden!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Çok sonra öğrendim kötü bir şey olduğunu darbe’nin ‘’ ruhen ya da fiziken alınan herhangi bir zarar dı’’ tek başına bir insan için…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Koca bir coğrafyada ızdırap içine sokmadığı ruh bırakmayacaktı ardından!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;NOT:&lt;/strong&gt; 12 Eylül sabahı’ adlı kollektif kitabımızdan alıntılanmıştır, bu kurmaca ‘anı’ metin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HAFTANIN İNTERNET SİTESİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İnternette sansür gerçekliği var bir de! Dünya da yoğunca takip edilen ‘Youtube’ kapalı hala sözgelimi, sessiz sedasız, buradan da dikkat çektiğimiz ‘Jiyan’ adlı site kapatıldı, yedeği sayılan’Gunlerinköpüğü’de kapatmadan nasibini aldı… Sıkıcı evet tüm bu mevzular, onun için diyoruz ki; Temel Hak ve Özgürlükler Engellenemez. İnternet’te Sansüre Karşı Ortak Platform Deklarasyonu, Ya şimdi ya hiç! www.sansursuzinternet.org.tr Sansürsüz İnternet için : Siz de tıklayın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Yavuz FIRAT / Günlük gazetesi&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-6278552091055386485?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/6278552091055386485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/omrumuzun-yilmaz-guneyi-ve-12-eylul.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/6278552091055386485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/6278552091055386485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/omrumuzun-yilmaz-guneyi-ve-12-eylul.html' title='Omrumuzun Yilmaz Guneyi Ve 12 Eylul Sabahi'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI_FbeTki2I/AAAAAAAAACs/3G-ZH8vFRbc/s72-c/yilmaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-4152295488900465752</id><published>2010-09-13T16:18:00.000-07:00</published><updated>2010-09-13T16:23:07.972-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muzik-den'/><title type='text'>Mohsin Namcu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6yLOgAkkI/AAAAAAAAACk/BOS2pxBED2E/s1600/mohsen-namjoo2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 227px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6yLOgAkkI/AAAAAAAAACk/BOS2pxBED2E/s320/mohsen-namjoo2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516542499516092994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-size:100%;" &gt;Persisch-kurdische   Musik Vertreter der neuen, modernen Stadt wurde 1976 in Cem Torbetê   Mohsen Nemco (Mohsen Namjoo) geboren, Süd-Chorasan Kurden. Irans neue   Generation von Musikern, Dichtern und Handwerker der Nemco Setar, begann   seine musikalische Ausbildung im Alter von 12. Bis zum Alter von 18   prominenten Sängerin Ira ... NLI Nasîhpurdan Nasrallah erhält   Weiterbildung mit Lehrveranstaltungen an der Universität von Teheran im   Jahr 1994 und setzte sich an Theater und Musik Abteilungen. Ali Reza   Maşayexî hier und wurde Schüler des Lehrers als Azin Muvahîd. Kurdischen   Universität, als er mit dem Master Sûleymanî Qurbanê Luke traf und  fing  an, Volksmusik in verschiedenen Formen zu studieren. Sima  Mazendaranlı  kurdischen Musiker in das Gebäude fand einige Beiträge.  Beginnend im  Jahr 1996 mit Blues-und Rock-Stilrichtungen zu einem  ähnlichen Stil zu  schaffen. In Teheran im Jahr 2003 begannen, ihre  eigenen Songs nehmen  aufgezeichnet. Toranj 2007 eingeführt Album wurde  im September  veröffentlicht, und die Musik hatte großen Einfluss auf  die Umwelt. Baba  Tahir kurdischen Dichter Hafez, Attar Mewlana und  Gedichten von seiner  Kompositionen und die Kompositionen für dieses  Album klingt Nemconun  erstellt hat es geschafft, die Aufmerksamkeit mit  ihren Unterschieden zu  gewinnen. Derzeit sind die Niederlande, die  Vereinigten Staaten und die  Nemco İranda Leben, Musik für viele Filme  gemacht. Außerhalb der  kurdischen Persisch, Arabisch, Urdu, Talish,  sagte auch der Nemco  Gilanca und Paschtu Lied von zeitgenössischen  iranischen Literatur ist  wie ein starker Dichter bekannt.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6x55z5lTI/AAAAAAAAACc/-VTAK4uszwI/s1600/mohsen.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 276px; height: 183px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6x55z5lTI/AAAAAAAAACc/-VTAK4uszwI/s320/mohsen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516542201904600370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: courier new;font-size:100%;" &gt;Persian-Kurdish music representative of the new modern city was born in  1976 in Cem Torbetê Mohsen Nemco (Mohsen Namjoo), South Khorasan are  Kurds. Iran's new generation of musicians, poets and craftsmen of the  Nemco Setar, began his musical education at age 12. Until the age of 18  famous singer Ira ... nlı Nasîhpurdan Nasrallah receives ongoing  training with courses at the University of Tehran in 1994 and continued  on to theater and music departments. Ali Riza Maşayexî here and became a  student of the teacher as Azîn Muvahîd. Kurdish university when he met  with Master Sûleymanî Qurbanê hatch and began to study folk music in  different forms. Sima Mazendaranlı Kurdish musician in the building and  found some review. Beginning in 1996 with Blues and Rock music styles to  create a similar style. At Tehran in 2003 began to take their own songs  recorded. Toranj first album was released in September of 2007, and the  music has great impact on the environment. Kurdish poet Baba Tahir,  Hafiz, and Attar poems Mewlana formed with his compositions and the  compositions of this album sounds Nemconun has managed to attract  attention with their differences. Currently, the Netherlands, the United  States and the Nemco İranda lives, has made music for many films.  Outside the Kurdish Farsi, Arabic, Urdu, Talişça, Gilanca and the song  that says Pashtun Nemco by contemporary Iranian literature is known as a  strong poet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurdish music&lt;br /&gt;"Müzik "EVRENSEL"dir&lt;br /&gt;Fars-Kürt  müziğinin yeni modern temsilcisi 1976 yılında Torbetê Cem şehrinde  doğan Mohsên Nemco (Mohsen Namjoo), Güney Horosan Kürtlerindendir.  İranın yeni kuşak müzisyen, şair ve sêtar ustalarından olan Nemco, 12  yaşında müzik eğitimine başladı. 18 yaşına kadar ünlü İra...nlı vokalist  Nasrullah Nasîhpurdan aldığı derslerle sürdürdüğü eğitimine 1994  yılında Tahran Üniversitesinin tiyatro ve müzik bölümlerine kaydolarak  devam etti. Burada Ali Rıza Maşayexî ve Azîn Muvahîd gibi hocaların  öğrencisi oldu. Üniversitedeyken Kürt üstad Hecî Qurbanê Sûleymanî ile  tanıştı ve halk müziğini farklı formlarda okumaya başladı. Mazendaranlı  Kürt müzisyen Sima Bina ile bazı derlemelerde bulundu. 1996dan itibaren  Blues ve Rock müzik tarzlarına benzer bir tarz yarattı. 2003 yılında  Tahranda kendi şarkılarını kayıt altına almaya başladı. İlk albümü  Toranj 2007 yılının eylül ayında çıktı ve müzik çevrelerinde büyük yankı  uyandırdı. Kürt şair Baba Tahir, Hafız, Mewlana ve Attarın şiirlerine  yaptığı bestelerle oluşturduğu bu albüm Nemconun sesi ve  kompozisyonlarının farklılığıyla dikkatleri çekmeyi başardı. Halen  Hollanda, ABD ve İranda yaşamını sürdüren Nemco, birçok film için müzik  yaptı. Kürtçe dışında Farsça, Arapça, Urduca, Talişça, Gilanca ve  Peştunca şarkılar da söyleyen Nemco, günümüz İran edebiyatında güçlü bir  şair olarak da tanınmakta.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-4152295488900465752?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/4152295488900465752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/mohsin-namcu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/4152295488900465752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/4152295488900465752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/mohsin-namcu.html' title='Mohsin Namcu'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6yLOgAkkI/AAAAAAAAACk/BOS2pxBED2E/s72-c/mohsen-namjoo2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-3317244632743121125</id><published>2010-09-13T15:40:00.000-07:00</published><updated>2010-09-13T15:43:30.468-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap-lar'/><title type='text'>Haliç’te Yaşayan Simonlar,</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6o_y0L3LI/AAAAAAAAACU/NPJhI7Vw_qY/s1600/halic.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6o_y0L3LI/AAAAAAAAACU/NPJhI7Vw_qY/s320/halic.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516532407501315250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı kaleme aldığı “&lt;a href="http://gizlibelge.wordpress.com/tag/halic%E2%80%99te-yasayan-simonlar-dun-devlet-bugun-cemaat/"&gt;Haliç’te Yaşayan Simonlar&lt;/a&gt;” adlı kitapta, çarpıcı bilgiler verdi. Ergenekon, Danıştay saldırısı, Balyoz davası, Polis teşkilatının içinde Gülen cemeatinin örgütlenmesi ve yasadışı dinlemeler….&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p face="courier new"&gt;&lt;strong&gt;Avcı, “Tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin” diyor. Cemaatin nerede yaşadışı dinleme yaptığını da açıklıyor hatta adres veriyor: İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı “Haliç’te yaşayan Simonlar – Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı 600 sayfalık kitabıyla çarpıcı bilgiler açıkladı.&lt;span id="more-3843"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Eski İstihbarat Daire Başkanı Avcı, Fethullah Gülen cemaatinin devleti ele geçirdiğini yazdı. Kitabında telefonlarının dinlemeye alındığını, komployu fark edince İçişleri Bakanı’na şikâyette bulunduğu anlatan Avcı, tüm yaşananları Başbakan’ın Başdanışmanına anlattığını, aradan zaman geçmesine rağmen harekete geçildiğini görmeyince kitap yazmaya karar verdiğini ifade etti.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Avcı, cemaate bağlı polislerin ve savcıların, fethullahçıların amaçlarına göre davrandığını belirtirken, Emniyet’in de cemaate bağlı imamlar tarafından yönetildiğini yazdı. Hanefi Avcı, Emniyet, yargı ve Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Fethullahçı yapılanma sorununun çözülmesi gerektiğini vurguladı.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Görev yaptığı Mersin, Diyarbakır, İstanbul, Ankara, Edirne ve Eskişehir’de yaşadığı olayları anlatan Avcı, Danıştay saldırısı, Hrant Dink, Rahip Santaro cinayetleri ve Malatya Zirve Yayınevi katliamının yanında Ergenekon davasıyla ilgili de görüşlerini aktardı.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Avcı, kitabında “Danıştay saldırısı ciddi bir delile dayanmadan Ergenekon’a bağlandı” derken, Ergenekon’un eylemleri konusunda hiçbir ciddi emarenin olmadığını söyledi.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Avcı, bütün bu davalara nasıl bakıyor:&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;“Ergenekon davasında ortaya konan iki konu çok kesin ve net olarak yanlış ve mantıksızdır: PKK, Dev-Sol, Hizbullah gibi örgütleri Ergenekon’un yönettiği iddiası yanlıştır. Böyle bir şeyin gerçek olamayacağını aklı ve mantığı olan herkese ben iki kere iki dört eder kesinliğinde ispatlayabilirim. Danıştay 2. Dairesi’ne yapılan saldırı, Hrant Dink’in öldürülmesi, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı gibi olayların görünen bugünkü faillerinden başka Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.&lt;br /&gt;Geçmişte Türkiye’de meydana gelen pek çok olayın Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekon’la irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.”&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Kitabında cemaat faliyetleriyle ilgili oldukça çarpıcı bilgiler veren Avcı, “tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin.” diyor.&lt;br /&gt;Avcı’nın kaleminden cemaatin faaliyetleri şöyle anlatılıyor:&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcı numarasını artık kimse yutmasın. Bu işler emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin plan ve programı çerçevesinde cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor. Bazı internet siteleri basın ve yayın hizmeti değil cemaatin propagandasını yapıyor. Büyük illerin Emniyet Müdürleri ve valiler bilsinler ki emirlerindeki polislerin bir kısmı kendilerini değil, cemaat imamını amir olarak kabul ediyorlar. Hatta etrafları cemaat mensubu müdür ve amirler tarafından sarılmış durumda. … Bu durumun farkındalar ve kısmen biliyorlar ama bilmiyor gibi davranıyorlar. Bazı operasyonları kendileri değil, cemaat yanlısı polisler ile cemaat yanlısı savcılar cemaat imamlarının talimatları ile yürütüyorlar.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Avcı Cemaatin soruşturma ve operasyonlarda etkisini de şu cümlelerle anlatıyor:&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;“Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul, Ankara, Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir. Özel yetkili savcılar tarafından bu iller dışında gözaltına alınan ya da aranan kişiler hakkında karar çıkarmadan önce kimlik, iş ve ev adresleri gibi bilgilere ihtiyaç vardır. Normalde bu bilgiler o illerin savcıları veya çok uygun olmasa da Emniyet Müdürlükleri üzerinden resmi yazışma yoluyla temin edilmesi gerekirken, bugüne kadar hiçbir yazışma yapılmamıştır. O halde bu bilgiler nasıl temin edilmiştir?”&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Hukuksuz dinleme ve izlemelerin olduğunu da açıklayan Avcı bunların adresini de veriyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;“Kozmik odalarda birkaç gün süren aramalar yapıldı. Burada hangi şüphe ve delil vardı, hangi iddialar üzerine buralar arandı? Şimdi ben açıkça adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur, buralar neden aranmaz? Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada da ben açıkça ihbar ediyorum. Bulunacak yerleri de söylüyorum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi neden denetlenemez? İstihbarat Daire Başkanlığı’nda arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.”&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Avcı bütün bunlara karşı neler yapılması gerektiğini de söylüyor:&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;“Maalesef bu gruba karşı çıkmak çok kolay değil. Bir anlamda Fethullah Hoca’nın insafına kalınmıştır. Ama öncelikle şunların yapılması gerekir: İstihbari dinlemeler ciddi olarak araştırılmalıdır. Polis, Jandarma ve MİT teşkilatının vatandaşlara yönelik dinleme işlemleri mutlaka denetlenmelidir.&lt;br /&gt;Özel Yetkili mahkemelerin tüm hakim ve savcıları emsali hakim ve savcılarla değiştirilmelidir, bu sağlanmadan cemaate muhalif olan hiç kimsenin özgürlüğü ve hayatı güvencede olamaz Adalet Bakanlığı’nda cemaat taraftarı olduğu herkesçe bilinen Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı ve başta il savcılarını ve diğer savcı ve hâkimleri hiçbir hukuki şüpheye dayanmadan dinlettiren cemaat yanlısı müfettişler bu görevlerden uzaklaştırılmalıdır.”&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Kendisinin bile telefonlarının dinlendiğini belirten Avcı, kurulan komployu Başbakan’ın Başdanışmanına şikâyet ettiğini ancak hiçbir sonuç alamadığını vurguluyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: courier new;"&gt;Ulusal Kanal&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-3317244632743121125?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/3317244632743121125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/halicte-yasayan-simonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/3317244632743121125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/3317244632743121125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/halicte-yasayan-simonlar.html' title='Haliç’te Yaşayan Simonlar,'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6o_y0L3LI/AAAAAAAAACU/NPJhI7Vw_qY/s72-c/halic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-7075379886427232136</id><published>2010-09-13T15:30:00.000-07:00</published><updated>2010-09-13T15:38:17.320-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muzik-den'/><title type='text'>Fazıl Say'la Fazil Say</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: courier new;font-size:85%;" &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6nd8RUJfI/AAAAAAAAACE/obTgkEFHIqA/s1600/fazil.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 139px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6nd8RUJfI/AAAAAAAAACE/obTgkEFHIqA/s200/fazil.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516530726412232178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;Fazıl Say'dan:&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#079bff;"&gt;    "RESİTAL"&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabah kalkarsın&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hava Alanı'na gidersin&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Check- in" ve "Pasaport Kontrolü"nden geçip, telaşlı bir      "airport-cafe" de hızlı bir kahve içersin. Uçağa binersin. Bir      kaç saat sonra indiğinde başka dilin konuşulduğu bir ülkede,      başka bir iklimde, yine pasaport kontrolünden geçersin. Bavulunu      beklersin. Sonra arabayla otele geçersin. Öğlen yemeğini yalnız      yer, bir iki saat kafa dinlersin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Akşamüstü 5 gibi Konser Salonuna geçersin. Hiç bilmediğin bir      piyanoya 1-2 saat içinde alışmaya çalışırsın. Orada iki insan      vardır. Akortçu ve ışıkçı..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tanımadığın adamlardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Onlarla genelde,"merhaba nasılsınız?" gibisinden 5-6 kelime      konuşulur. Bu zaten o gün konuşulan ilk kelimelerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Saat 7 ile 8 arası kulis odasında meditativ bir "içine      dalma"ya geçersin, konsantre olmaya...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Saat tam 8 de (daha doğrusu o hep sekizi üç geçedir, beş      geçedir) sen karanlık "backstage" de hazırsındır salonda da seni      dinleyecek olan 2500 kişi sessiz ve hazırdır ışıklar      kısıldığında. Yürümeye başlarsın, piyanoya doğru o konser senin      sana vereceğin bir konserdir, bir iç hesaplaşmadır yapmak      istediklerin, yapabileceklerin, o gün o şartlarda yapabileceğin,      şeylerdir. Uzun ve saygıyla selam verirken, son 7 yıldır kendine      seslendiğin gibi, bir dua okur gibi seslenirsin " konser      saygını" kendine;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Saygıyla eğil&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Uzun uzun saygıyla&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sevgiyle,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;içtenlikle...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu güzel insanlara iç sesini sunmaya geldin. Onlar da      dinlemeye geldi..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;İçine çek onları.. En derininden hissedecek kadar içine çek.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;İyiyi hisset..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img src="http://www.denizce.com/images/besteciler/say2.jpg" border="0" height="320" width="480" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ve&lt;br /&gt;    Başlar konser&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çalan sensin, dinleyen sensin, değerlendiren sensin,      eleştiren sensindir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Müzik herşeydir&lt;br /&gt;    İnsan da ilhamdır!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Orda ön sırada oturan 7 yaşındaki papyonlu bir oğlan çocuğu,      seni ateşlemiştir. Müzik ona hitap etmelidir, o eğlenmelidir o      sırada çalan Mozart ile, o velet anlamalıdır müziğin dilini.      Evrendeki tek ortak dili Haz duymalıdır, dikkatini çekmelisindir      onun, anlaması, haz duyabilmesi için,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;yahut&lt;br /&gt;    yukarı balkonda oturan genç kadın&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;yahut 4.sırada dikkatle dinleyen o yaşlı dede kimbilir ne      anılara dalmaktadır hayatının bu son&lt;br /&gt;    yıllarında Mozart'ın seslerini dinlerken???&lt;br /&gt;    1942 deki ilk aşk?&lt;br /&gt;    1955 de Annesini yitirişi?&lt;br /&gt;    1963 deki düğünü?&lt;br /&gt;    Bir tatil kasabasında başka bir kadına platonik bir biçimde aşık      olması?&lt;br /&gt;    1996 da eşini kaybetmesi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;O anılara sen de katılmalısındır, Mozart eşliğinde...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ludwig van Beethoven'dan "yaşam mücadelesi" dolu bir sonat      gelir ardından belki...&lt;br /&gt;    Belki o gün Prokofief'in "savaş sonatı "vardır programda, ve      sen, ne yapıp edip 2. Dünya Savaşı trajedisine dalmalısındır o      müzik eşliğinde..&lt;br /&gt;    Ya da Liszt'in Si minör sonatı vardır programda; Faust ile      Mephistopheles arasında önünde koca bir Orkestra, gerçek      piyanonun çok ötesinde, bir Wagner Operası hayal alemine      dalmalısındır...&lt;br /&gt;    İnsan içini dinlemelidir her ne çalarsa çalsın.&lt;br /&gt;    İç zengindir...&lt;br /&gt;    Tronbonların öfkeli emirleri, trompetlerin dramatik sinyalleri,      geniş bir yaylısazlar topluluğunun sessiz ve hazin tınısı kaplar      ortalığı...&lt;br /&gt;    hepsi tek gerçektir, piyano sesinin yok olduğu bu orkestrada...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kendi memleketinden bir tutam toprak gibi gelir "Aşık Veysel      anısına Kara toprak" o konserin sonlarında..&lt;br /&gt;    bir "nostalji" gibidir o ,&lt;br /&gt;    neredeysen o an..&lt;br /&gt;    "Ses yollamacadır"&lt;br /&gt;    Anadoluya..Uzaklardan...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Konser bitiminde (güzelse her şey) uzun uzun ayakta      alkışlanılırsın o anlar artık daha çok kendinle konuştuğun      anlardır. "Bu seyirciye şöyle bir bis parçası çalarsam      hoşlanacaklar herhalde" gibi bir neşe sarar, aklından geçirirsin      "ne çalsam iyi gider?" diye...&lt;br /&gt;    bir egodur o,&lt;br /&gt;    bir zafer sarhoşluğudur&lt;br /&gt;    "Hakedilmemiş" değildir ama&lt;br /&gt;    Yürüyüşler selam verişler daha bir enerji doludur daha bir      atiktir. Kazanılmış olan motivasyonun etkisiyle, çalış da daha      hür ve özgürdür artık bu konserin sonlarında...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Konserden sonra CD imzalarsın tebrikleri kabul edersin&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;ve hemen ardından sen ve 2500 kişiden arda kalan yine salt      sensindir, yalnızlığındır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;o akşam ağzından çıkmış olan kelime sayısı 20-30 olmuştur      belki;&lt;br /&gt;    danke, thanks, merci, grazie, arigato, sağolun,vs,&lt;br /&gt;    bir dilde teşekkür etmişindir kutlayanlara, tek kelime ile...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ertesi sabah bu konser ile ilgili çıkan övgü dolu yazıların      çıktığı gazetelerin , henüz bayilere ulaşmadığı bir tan vakti,      sen yine havaalanındasındır. 2500 insanın her biri geride      kalmıştır. Onların dostlarına anlattıklarıyla, vesairesiyle; her      şey sensiz gelişecektir. Sen o şehirdeki bir cafe'de bir bar'da      oturup o insanların hiç biriyle tanışamayacaksındır..&lt;br /&gt;    Çaldığın konserini tartışamayacaksındır!!!&lt;br /&gt;    Sen havaalanında o sırada soğuk su ile traş oluyosundur, saçını      tarıyorsundur. Ve şunun çok benzeri bir başka gün seni      beklemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img src="http://www.denizce.com/images/besteciler/say3.jpg" border="0" height="320" width="480" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Metin Altıok'un Bingöl'deyken yazdığı serzeniş şiiri gibi;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin: 0pt 40px 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ay dokundu omuzuma irkildim&lt;br /&gt;    Göğün puslu balkonunda&lt;br /&gt;    Birdenbire insanları özledim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ve 20-25 gün sonra&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 5px; font-family: courier new;font-family:courier new;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir gece karanlığında ayrılmış olduğun evine geri döndüğünde      (100.000 insana müzik dinletmiş olarak) için yorgundur ama      mutludur aslında (100.000 insanın hiç birinin adını      bilmiyorsundur ama o enerjiyi biliyorsundur evrene insanların      yaydığı iyi olan enerjiyi). Evde Geri kalan kızın ve sensindir      tek gerçek olan geri kalan...&lt;br /&gt;    ve en yakınlarındır&lt;br /&gt;    dostlarındır... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;          &lt;span style="font-family: courier new;font-family:courier new;font-size:85%;color:#079bff;"   &gt;          Fazıl SAY&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-7075379886427232136?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/7075379886427232136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/fazl-sayla-fazil-say.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/7075379886427232136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/7075379886427232136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/fazl-sayla-fazil-say.html' title='Fazıl Say&apos;la Fazil Say'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6nd8RUJfI/AAAAAAAAACE/obTgkEFHIqA/s72-c/fazil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-5105221129840172273</id><published>2010-09-13T14:53:00.000-07:00</published><updated>2010-09-13T15:05:12.159-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyografi-ler'/><title type='text'>Kayip Dilin Asi Sairi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6eP3_3dVI/AAAAAAAAAB8/iST4BBCgbXE/s1600/mehmetcetin.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 139px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6eP3_3dVI/AAAAAAAAAB8/iST4BBCgbXE/s200/mehmetcetin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516520589142488402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;1955 dersim doğumlu olan mehmet çetin,  1970'lerin başında amatörce şiir, öykü yazmaya başladı. işletmecilik  yüksek öğrenimi görürken, yasadışı politik faaliyetleri gerekçesiyle  1981 yılında istanbul'da tutuklandı. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;8 yılı aşkın bir süre değişik  cezaevlerinde kaldı. o dönemde şiir, öykü ve düzyazı çalışmalarına  ağırlık verdi. ilk iki kitabı henüz cezaevindeyken yayımlandı.    cezaevindeyken yazdığı 'birağızdan' adlı ikinci şiir kitabıyla enver  gökçe 1989 türkiye şiir birincilik ödülü'nü, asmin adlı öyküsüyle de  güneş türkiye öykü birincilik ödülü'nü aldı.&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="font-family: courier new; text-align: left;"&gt;1990'dan sonra türkiye'de hiçbir  yarışmaya jüri üyesi ya da yarışmacı olarak katılmadı.   1980 sonrası  türkçe şiirde yeni bir etik/estetik kuruluşu deneyen şiir eğiliminin  katılımcılarından oldu. 1991 yılında kurulan ve yüzelliyi aşkın şiir  /düzyazı kitabı yayımlayan piya şiir kitaplığı ve zed yayın'ın kurucu  editörlerinden olan mehmet çetin yine piya yayın kolektifi’nin yayına  hazırladığı kunduz düşleri adlı şiir dergisi ile ütopiya mevsimlik hayat  bilgisi kitabı’nin editörlüğünü yaptı.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="font-family: courier new; text-align: left;"&gt;değişik ülkelerdeki pek çok festival ve  kültürel etkinliğin de koordinatörlüğünü yapan mehmet çetin’in şiirleri  türkiye'de birçok şiir antolojisine alınırken kimi şiirleri de değişik  müzisyenlerce bestelendi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="font-family: courier new; text-align: left;"&gt;şiirleri hollandaca, fransızca,  italyanca, rusça, almanca ve ingilizce'ye çevrildi ve değişik dergilerde  yayımlandı. kırmanç kökenli olan ve çalışmalarını iki dilde (türkçe ve  kırmançca) sürdüren mehmet çetin, 1996 yılından itibaren ağırlıklı  olarak amsterdam merkezli olarak avrupa’da yaşamaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;h3 style="font-weight: normal; color: rgb(0, 0, 0);" class="post-title entry-title"&gt; &lt;a href="http://usenima.blogspot.com/2009/05/ruzgar-ve-gul-iklimi-hayr-gormedik.html"&gt;rüzgar ve gül iklimi&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt;  hayır, görmedik duymadık bilmedik demeyin sakın&lt;br /&gt;yalan olur, hepimizindi o sürmanşet ölüm günleri&lt;br /&gt;ve rüzgâr&lt;br /&gt;bu rüzgâr ölüm dağıtırken ülkenize, kül ve kan&lt;br /&gt;ölürken görmediniz beni kimsesiz gömülürken&lt;br /&gt;arayın beni, zindankapı bilmediğiniz yer değil&lt;br /&gt;kanlı cesedini yitirmiş mezar olmasın kalbimiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarıgece enselerinde namlularla götürülenler&lt;br /&gt;sokağımızdan değiller miydi kentinizden sizin&lt;br /&gt;duymadık mı onca kan sesini onca ölü ülkeniz&lt;br /&gt;yalan olur&lt;br /&gt;görmedik duymadık bilmedik demeyin sakın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ülke bir uçtan bir uca eylül'ken ve rüzgâr&lt;br /&gt;sizin de ölümünüzdü bu, yaşamak değil artık&lt;br /&gt;akmazsa hükümsüzdür ırmak tarihsizdir ömür&lt;br /&gt;sever mi&lt;br /&gt;'görmeyen konuşmayan düşünmeyen hayat'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizdiniz ve ayıplamak değil bu sadece sormak&lt;br /&gt;beyni kaldırıma dökülen cihan nasıl öldü o can&lt;br /&gt;şunca yıl bir kelebek niye konmadı saçınıza&lt;br /&gt;ayıplamak düşmez bana ki, sormalı sizden&lt;br /&gt;bir de siz anlatın dinlerim ve açıklayın nasıl&lt;br /&gt;'tam kurşuna dizilirken kurtarılsın partizan'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( ... )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelir gün değişir rüzgâr ülkem olur gül iklimi&lt;br /&gt;sahipleri tarih yazan gül yürekler iner dağdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;mehmet çetin&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-5105221129840172273?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/5105221129840172273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/1955-dersim-dogumlu-olan-mehmet-cetin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/5105221129840172273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/5105221129840172273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/1955-dersim-dogumlu-olan-mehmet-cetin.html' title='Kayip Dilin Asi Sairi'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI6eP3_3dVI/AAAAAAAAAB8/iST4BBCgbXE/s72-c/mehmetcetin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4952430747981731881.post-8873362352042754261</id><published>2010-09-12T12:43:00.000-07:00</published><updated>2010-09-12T12:45:48.575-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Roportaj-lar'/><title type='text'>Kanlı canlı Mehmet Turgut</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI0txcjcJoI/AAAAAAAAABk/i6ZATFdVGII/s1600/ayse.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 144px; height: 101px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI0txcjcJoI/AAAAAAAAABk/i6ZATFdVGII/s200/ayse.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516115446100403842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="font-family: courier new;"&gt;İlk şokum, onu görünce oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ilk çekimde...&lt;/b&gt;    &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;“Mehmet Turgut” deyince insan bir duruyor. Bu piyasadaki en baba fotoğrafçılardan biri. Çok sarsıcı, huzursuz edici fotoğraflar çekiyor. Ben havalı bir adamla tanışacağım zannediyordum. Enteresan pantolonlar giyen, orijinal, marjinal. Yooo hiç öyle değildi, sıradan biri...&lt;br /&gt;Üstelik insanda, iyi kalpli hissi uyandıran biri. Gözlerinin içi gülen.Bozulmamış, el değmemiş. Hiçbir şeyi abartmayan. Kendini ciddiye almayan. Sade, mütevazı...&lt;br /&gt;“Ben olağanüstü bir herifim, müthiş işler yapıyorum” havaları basmayan...&lt;br /&gt;Dahası işi tak diye bitiren....&lt;br /&gt;Zaten ilk 20 dakikadan sonra iyi fotoğraf çıkacağına inanmıyor...&lt;br /&gt;“İş tamamdır ne içersin, kahve, çay, viski?” diyor.&lt;br /&gt;Genellikle kafasında bir kurgu oluyor, çekiyor, geri kalanını da bilgisayar başında hallediyor.&lt;br /&gt;Ona photoshop’çu da deseler, hırsız da deseler, kafası farklı çalışıyor. Ezber bozan bir yanı var. &lt;img alt="/_np/7906/11507906.jpg" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7906/11507906.jpg" align="right" /&gt;&lt;br /&gt;Ben onun fotoğraf dilini çok seviyorum, çünkü ben kan da seviyorum. Dişçide elime ayna alıp izliyorum. Rengi, dokusu, hatta bazen kokusu hoşuma gidiyor.&lt;br /&gt;Belki de bu adamla, o yüzden iyi anlaştık. Onun sürprizleri, şaşırtması, beni eğlendiriyor. Bazen, hepimizle dalga geçiyor gibi geliyor. Bazen, “Mutsuzum ondan bunları çekiyorum” diyor.&lt;br /&gt;Ben bu okuyacağınız röportajı yaptıktan sonra, “Mehmet Turgut bana ne anlattı?” diye düşündüm. Ne, biliyor musunuz?&lt;br /&gt;O, çocuklar gibi... Konturleri yok, sınırsız bir yaratıcı... Belki de bir fotoğraf eğitimi almadığı için, sınırları, limitleri, cısssları, “Bu alana girme!”, “Bu yasak!”ları yok. Uçuyor. O yüzden benzersiz.&lt;br /&gt;Belli disiplinleri yok. Kendi deyimiyle, onunki “Zenci cehaleti...” Ne yapıyorsa içgüdüleriyle yapıyor.&lt;/strong&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sizin ailede fotoğraf aşkı genetik mi?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Değil. Kural gibi bir şey. Yasa, yasa! Bizim ailede, fotoğraf çekemeyeni dövüyorlar! Ne iş yaparsan yap kimse karışmaz ama fotoğraf da çekmeyi bileceksin. Sihir gibi bir şey ya da lanet... Nesilden nesile geçiyor...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Ailedeki ilk fotoğrafçı...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Dedem Mehmet Turgut. Ermeni bir arkadaşının ona borcu varmış, parayı denkleştiremediği için, “Bununla ödüyorum, al senin olsun!” demiş, dedeme bir fotoğraf makinesi vermiş. 30’larda o makineyle, müthiş fotoğraflar çekmiş. Sonra dedem, mikrobu babaanneme geçirmiş! Babaannem de, fotoğraf hastalığına yakalanmış! Antep’teki erkekleri dedem, kadınları babaannem çekermiş. Derken, onların çocukları da bu işe başlamış: Amcam ve babam. Fotoğraf aşkı tuhaf bir şeydir, farkında olmadan bulaşır ama kimse kimseye fotoğrafçılık öğretemez. Bizim ailede bir şey sorsan, cevap vermezler mesela, sen keşfedeceksin. İyi ama soğuk adamlar. 70 filan oldular halen fotoğraf seminerlerine gidiyorlar. Normal bir aileden geldiğim söylenemez...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sen kendini hatırladığında neredesin?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Nerede olacak? Babamın stüdyosunda! Okuldan stüdyoya gidiyorum, ödevlerimi yapıyorum, annem kasada, babam fotoğraf çekiyor. Film makaralarıyla oynuyorum, insanlar gelip gidiyor, onları izliyorum, uyuyorum. Sonra sabah gözümü açıyorum, evdeyim, beni taşımışlar. Sonra tekrar okul, tekrar stüdyo, benim bütün hayatım bu. Bende ev olgusu hiçbir zaman yerleşmedi, çünkü hayatım evde geçmedi. Hâlâ bu yaşımda evim yok, stüdyoda yaşıyorum.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Babandan öğrendiğin en önemli şey?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Babam, işini haz duyarak yapan bir adam. Çektiği fotoğraf iyi olduğunda yüzünde müthiş bir ifade oluşurdu. Ondan, insanın yaptığı işten, ölesiye zevk alabileceğini öğrendim. Stüdyosu Maltepe’deydi, Muazzez Abacı’dan, İzzet Altınmeşe’ye kadar herkesi çekmiş. Işığı, çok iyi kullanan bir adamdır. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Peki fotoğrafla bu kadar iç içe yaşamanın sendeki etkisi ne oldu?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Önce nefret ettim fotoğraftan! Ben zaten çok serseri bir heriftim. “Bundan hiçbir şey olmaz!” denenlerden. Babam atari salonlarından toplardı beni. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Okul nasıl gidiyordu bu arada...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Felaket. Derslere girmiyorum, sınıfta kalıyorum, büyük haytaydım. Ama bir yandan da serde sporculuk var, beni o kurtarıyor. Ankara Atatürk Lisesi’nde okuyorum. Kimse zaptedemiyor. Hareket etmeyi seviyorum. Hiperaktifim. Sabitlenmeyi, sınırlanmayı sevmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;img style="font-family: courier new;" alt="/_np/7907/11507907.jpg" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7907/11507907.jpg" align="right" /&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Üniversite?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Yok, gitmedim. 19 ay askerlik yaptım, onun da bir ayını hapiste geçirdim. Üç kardeşiz, abim inşaat mühendisi oldu, ablam devlet memuru, “Bu ne olacak?” diye bakıyorlar bana ve üzülüyorlar. Askerden sonra, babamın stüdyosunda çalışmaya başladım, “Bunun bir iş yapacağı yok, bari bize yardım etsin” dediler. O arada bir evlilik yaşadım. Büyük aşk, bir opera sanatçısıyla...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Peki sen hissediyorsundur: “Bende bir şey var, bir şekilde çıkacak ama...”&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Evet, içimde bir şey vardı, bir enerji. Ama onun ne olduğunu bilmiyordum. Kafama esiyordu, gidip 9 kilometre koşuyordum, o enerjiden kurtulmak için. Bir şekilde onu çıkartmam gerekiyordu ama hep kendimi yorarak çözdüm. Basket oynadım, koştum, yüzdüm. Sonra tek başıma Resim Heykel Müzesi’ne takılıyordum, resimler yapıyordum, herkes benim Güzel Sanatlar’ın sınavına hazırlandığımı sanıyordu ama ben hiçbir zaman o sınava girmedim.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Neden?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Kendimi yetenekli bulmuyordum da ondan. Bir gün içimden bir ses, “Neden fotoğraf çekmiyorsun?” dedi. “Bu ne lan!” dedim, “Bu ses de nereden geliyor?” Devam etti ses: “Zaten fotoğraf sanatı nasıl çıkmış? Yeteneksiz ressamlar, fotoğraf sanatı diye bir icat etmiş. Sen de yeteneksiz bir ressamsın, çeksene bir şeyler!” Ve o gece kendi fotoğraflarımı çekmeye başladım. Lokal ışıkla, genel ışıkla, paraflaşla, şuydu buydu derken kendimden sıkıldım. Bu sefer yolda bulduğum çirkin, kör, sağır, aklına gelebilecek herkesi... Kimi hevesli bulduysam babamın stüdyosunda ondan habersiz çektim. Sonra çeşitli Türk ve yabancı fotoğraf sitelerine üye oldum, çektiğim fotoğrafları gönderdim, garip garip tepkiler gelmeye başladı. Ya “Muazzam” diyorlar, ya “İğrenç!” Ortası yok.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sonra...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Onları okuyunca, ben de kendimden şüphelenmeye başladım, “Ulan ben ne yapıyorum!” diye. Ara Güler ekolünden gelen bir fotoğraf hocası var Ankara’da İbrahim Demirel, “Ona götür fotoğraflarını bir baksın” dediler. Götürdüm. İçeri girince ilk lafı, “Mutfaktan kendine ve bana bir rakı koy öyle gel” oldu. Baktım teşkilat tamam, kuru dutlar filan da var, hepsini getirdim. Benim fotoğrafları yaymışız, “Bunlar maskeler” dedi, “Sen çok etkileyici, böyle bir seri çekmişsin...” Devamını getiriyordu ki, eli çarptı, rakı fotoğrafların üzerine döküldü. “Eyvah!” dedi, “Paniğe kapılmayın” dedim, baktı suratıma, “Renkleri tam oturdu şimdi!” Öyle bir gülümsedik ki birbirimize. Hooooop iki sene geçti. Her gün rakı içtik, fotoğraf konuştuk, hocanın arkadaşları filan da var, 60-70 yaş üstü tipler. Anlayacağın fotoğraf okumadım ama benim akademik eğitimim oradan! Derken bir gün hocanın o dönem asistanlığını yapan Osman Ürper arayip dedi ki, “İstanbul’da Fotoğraf Evi’nde bir sergi yapacağız. 15 gün var.” “Eee?” “E’si sen yapacaksın. Bir deli sen varsın...” Fotoğraflarımı bire iki metre bastım. Afişlerine kadar kendim yaptım, Beyoğlu’nda barlara astım. Zannediyorum ki normal bir sergi olacak, yok abi büyük hareketmiş, bir sürü dergi, gazete peşime düştü. Kim bu ekstrem işler yapan Mehmet Turgut? Adım, fotoğraf dilini bozan herife çıktı. Gözü bağlı adamlar, makyajlı erkekler, bağıran insanlar...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sen nasıl açıklıyorsun fotoğraflarındaki bu sertliği...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Benim fotoğraflarım içgüdüsel... Zenci cehaleti gibi... Herhangi bir eğitimim yok, konturlar da yok, sınırsız... Yontulmamışlıkla yapıldığı belli, hissediliyor... Hiçbir şey görmemiş adam belli, kendi kendine bir şey yapmış... Ve tabii ezberleri fena halde bozuyor. Ama ne oldu? Ardarda ödüller geldi. Amerikan Fotoğraf Federasyonu’ndan ödül, Balkan Fotoğraf Yarışması’ndan onur ödülü. Hangi fotoğrafımı göndersem ödül alıyorum. En son Paris’teki yarışmadan iki ikincilik aldım.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Bütün bunları olurken Ankara’da yaşıyorsun ve evlisin değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Tabii tabii. Kendimi stüdyomu açmışım, fotoğraflar çekiyorum. Sakin bir herifim, yumuşak, sevecen, kedilere bayılan ama çektiğim fotoğraflara bir bakıyorsun, kan, revan, vahşet...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Neden?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Bilmiyorum. Normal sakin bir fotoğraf bana hiçbir şey ifade etmiyor.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Senin içinde kedileri çivileyen, kadınları döven bir adam mı var...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Aslında içimde kim yaşıyor bilmiyorum. Beni yeni tanıyanlar, “Seni sert adam biliyorduk ama sen hep gülüyorsun” diyorlar. Evet onlarla gülüyorum ama kendi kendimeyken gülmüyorum. Kimseye bir zararım da yok. Zarar verebileceğim tek kişi var, o da kendim. Onun dışında, iyi bir sevgili, iyi bir eş olabiliyorum. Sonuçta Ankaralıyım. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Ne alaka?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- A sen bilmez misin, Ankaralı demek ‘düzgün adam’ demek! Ankaralılar öyledir, düzgün. Ben mesela kaşarlanmış bir adam değilim, olamam. Bir kadınla tanışınca, üçüncü günde seviyorsam “Seni seviyorum ulan!” derim, tutamam kendimi, olmadığım gibi gösteremem, siyaset yapamam, numara çekemem.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;İnsan Mehmet Turgut deyince, kelli felli bir adam bekliyor, ama daha 33 yaşındasın. Hayatındaki dönemleri anlatsana...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Aile, askerlik, evlilik. Beni var eden üç şey bunlar. Üçü de anasına satayım, o kadar zordu ki. Bizim ailede hiç bir zaman “canım oğlum, canım babam” diye bir şey yok. Sevgi gösterilmez. Herkes mesafeli, resmidir. Herkese yardım ederler, iyi kalplidirler ama çocuklara karşı duvarları var. Sonra askerlik... Koydu bana... Kendimi ifade zorluğu çektim. Benim gibi bir herif 19 ay her şeyden kopuyor, büyük felaket ve sonra eski karımla yaşadıklarım...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Onunla ne oldu?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Neler olmadı ki. Evlilik dahil toplam 11 yıl birlikte olduk. İlk aşk, en uzun aşk. Genelde erkekler, uzun yıllar birlikte oldukları kadınlarla evlenmezler, hele genç yaşta. Ama ben düzgün adamım ya, “Olur mu” dedim, “Tabii ki evleneceğim, boynumun borcu bu.” Evlendik. Yürümedi. Üç sene önce de, yani boşanır boşanmaz, kapağı İstanbul’a attım. Burada kimseyi tanımıyorum. Beş kuruşum yok. Psikolojisi bozulmuş, darmadağın bir adam. Bu stüdyoyu tuttum. Tavanı yoktu, içeri yağmur yağıyordu. Çalıştım tavanı yaptırdım, çalıştım radyatörü taktırdım, çalıştım flaş, fotoğraf makinesi aldım. &lt;/span&gt; &lt;img style="font-family: courier new;" alt="/_np/7909/11507909.jpg" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7909/11507909.jpg" align="right" /&gt; &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Nerede yaşıyorsun?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Beşiktaş’a yeni taşındım ama İstanbul’a geldiğimden beri Beyoğlu’nda yaşıyorum. İki sene önce bir ‘L’ koltuk almıştım, onun üzerinde yattım kalktım. Bir sabah feci bir şey oldu, kapı çaldı, ben de sipariş geldi zannettim. Baktım yukarı iki kız geldi, “Röportaj için gelmiştik Mehmet Bey’le görüşebilir miyiz?” dediler, beni herhalde odacı filan zannettiler, “O benim” dedim. Ama utanç içindeyim, ortalık feci durumda, sabaha kadar çalışmışım kafamı kaldıracak halim yok, birden onların samimiyetine inandım, dedim ki “Eğer bu röportajın çabuk olmasını istiyorsanız, biraz evi toparlayın, aşağıda kahve makinesi var, kendinize ve bana kahve yapın, bakkaldan da sigara alın, ben de o arada duş alayım...” İnanır mısın, yaptılar. Benimle tanışan herkes kibirli biriyle tanışacağını zannediyor, öyle olmadığını anlayınca beni seviyor.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sonra neler oldu?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Bir kere çektiğim herkes, benimle devam etmek istedi. Benim durumum budur. Ben rockçıları çekiyordum, müzik dergilerine iş yapıyordum. Sonra Ömer Faruk Sorak’la tanıştım, Kenan Doğulu’ya beraber bir klip çektik, ‘Trendler Kitabı’ diye bir şey yaptık. Derken AIDS projesi çıktı karşıma. 70 ünlü ismin ifadeli fotoğrafını çektik, sergisi oldu, sonra araya popçular girdi. Bu iki adımlık stüdyoda bir sürü albüm kapağı çektim. Sonra yurtdışından talepler gelmeye başladı, Patricia Kaas filan. Derken reklam işleri...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;‘Bu adam hırsız!’ dediler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya senin çıkardığın dergi 46, ne iş?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Biri sürü dergiye iş yapıyorum ya, aklıma bir sürü fikir geliyor, bazılarını sert buluyorlar, “Yapmayalım” diyorlar. Sipariş işler oluyor. Bütün set-up’ı hazırlamışlar, “Sen gel deklanşöre bas!” diyorlar. Sonra da “Bu adam hırsız!” dediler. Cem Mumcu haber yaptı, çünkü o Türk derginin prodüksiyonu bir Amerikan dergisinin kapağından kopyaymış. Ulan bütün bu dergi piyasasında bütün işler böyle olmuyor mu zaten?&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sen de “Gösteririm ben bu adamlara!” diye mi 46’yı yaptın...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Öyle de denebilir. Dedim ki “İki ayda bir dergi yaparız, ne var ne yok kusarım, hepsi de benzersiz olur, bunlar da susar!” Ama tabii o zaman da, “Mehmet Turgut, normal fotoğraf çekemiyor” diye haber yapıyorlar.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Bu arada derginin ismi 46’nın bir anlamı var mı?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Olmaz mı? Akıl hastalarının cezai ehliyetlerinin olmadığını açıklayan kanun maddesinin numarası...&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Müthiş dergi!&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Ben de seviyorum, altı kişi deliler gibi çalışarak yapıyoruz. Ve tahmin edeceğin gibi zarar ediyoruz, cebimizden para veriyoruz yine de çıkartıyoruz. İmtiyaz sahibi babam basıyor, beğeniyor dergiyi, ama bana bir şey söylemiyor fakat gururla arkadaşlarına gösteriyormuş. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Herkesin hayali böyle bir dergi yapmaktır, çok para gerekmez mi?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Kazandığım parayı manyak gibi oraya yatırıyorum. Evim yok, cipim yok, hiçbir şeyim yok ama dergim var!&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;KANI HOR GÖRMEYELİM LÜTFEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan seviyorsun...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Şöyle diyelim, benim kanla bir sıkıntım yok. “Kan, bizi zehirler... En tehlikeli hastalıklar kanla bulaşır... Kan kaybından ölürüz” deriz, her fırsatta kanı kötüleriz, değil mi? Neden? Kan olmasa sen yoksun ki! İnsan bedeni kan demek. Ayrıca şu an dünyada en popüler filmler vampir temalı. Kanı bu kadar hor görmeyelim lütfen!&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Peki ya kan damlayan organlar...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- ‘Lar’ yok. Tek kullandığım organ kalp. Çok fotoğrafımda var. Çeşit çeşit hayvan kalbi, tanıdık bir kasap var, o gün eline neyin kalbi geçiyorsa veriyor. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Gören herkesin “Voooooov!” dediğin fotoğrafların var. O fikirler nereden geliyor aklına?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Türkiye’de çok büyük malzeme var. Fakat insanlar o kadar gruplaşmışlar ki, hayırcılar, evetçiler, laikler, liberaller, Avrupa yakasında yaşayanlar, Bağdat Caddesi’nde oturanlar, rockçılar, popçular, biz moda yapıyoruz, biz sanat yapıyoruz diyenler. Ne yazık ki hiçbirinin birbiriyle teması yok, merak bile etmiyorlar. Bense çemberin dışındayım, Cem Yılmaz’ı da, Seyfi Dursunoğlu’nu da, Kibariye’yi de, Hayko Cepkin’i de merak ediyorum. İnsanlar benim işlerimi görüyorlar, sert ve ters işler ama kimse maymun olmuyor. Çünkü saçma bir ışıkta çekilmemiş, saçma bir işlem görmemiş. O yüzden de bana geliyorlar. Çünkü ben dürüstüm, yalanım yok. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Sen alay mı ediyorsun bizimle?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Yok ya. Biraz manyağım. Herkes öyle aslında. Ben sadece bunu göstermekten utanmıyorum. &lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;PARA DA BENİ KESMİYOR BAŞARI DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski karınla hiç görüştün mü?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Hayır. Hiç. Telefonunu değiştirdi galiba!&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Mehmet Turgut diye bir fotoğrafçının varlığından haberdar mıdır?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Hiç zannetmiyorum. Başka bir kadın olsa, adam orada burada, arar eder. Bunda tık yok. Ya çok nefret etmiş benden ya da çok güçlü.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Ayrılmayı isteyen kim?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Ben 20 kere boşanmak istedim ama olmadı, devam etti. O bir kere istedi, bitti.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Bundan sonrası...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Ben mutlu olmak istiyorum. Bunu başaramıyorum. Başaramadığım tek şey bu.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Bu kadar başarı, seni mutlu etmeye yetmiyor mu?&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Yok. Mutlu değilim. Bir sürü şey yapıyorum ama beni kesmiyor. Para beni kesmiyor, başarı beni kesmiyor. Belki mutlu olduktan sonra çiçek böcek, dağ bayır fotoğrafı çekeceğim. Ama olmuyor işte. Basit bir mutluktan söz ediyorum. Pür. Arındırılmış.&lt;/span&gt;  &lt;strong style="font-family: courier new;"&gt;Aşk istiyorsun sen...&lt;/strong&gt; &lt;span style="font-family:courier new;"&gt;- Hah tam da bu. Bazen bulduğumu sanıyorum. Ama devam etmiyor. Ederse, mutlu bir adam olacağım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4952430747981731881-8873362352042754261?l=netolite.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://netolite.blogspot.com/feeds/8873362352042754261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/kanl-canl-mehmet-turgut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/8873362352042754261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4952430747981731881/posts/default/8873362352042754261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://netolite.blogspot.com/2010/09/kanl-canl-mehmet-turgut.html' title='Kanlı canlı Mehmet Turgut'/><author><name>Admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NwsHROng8-Y/TI0txcjcJoI/AAAAAAAAABk/i6ZATFdVGII/s72-c/ayse.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
